Şehirlerin yaşanılabilir olması sunulan kamu hizmetlerinin niteliği, çeşitliliği ve ulaşılabilirliği, altyapının gelişmişliği, istihdam düzeyi ve koşulları, gelir dağılımı, yoksulluk, kamusal alanların varlığı, doğal çevre gibi oldukça geniş bir yelpazedeki faktörlere bağlıdır. Bu faktörlerin iyileştirilmesi ise başta yerel yönetimler olmak üzere kamunun sorumluluğundadır.

Ankara’nın son zamanlarda uluslararası organizasyonlar tarafından yaşam kalitesinin yüksekliği nedeniyle ödüllendirildiği iddia edilmektedir. Halkbuki, ülke verilerimiz, ulusal istatistiklerimiz karşılaştırmalı olarak incelendiğinde Başkent Ankara’nın başta ekonomi alanında olmak üzere kültür, sanat, spor gibi birçok alanda göreceli olarak gerilediği dikkat çekmektedir. Ankara’nın ülke içindeki konumu birçok alanda göreceli olarak gerilerken acaba dünyadaki konumunda sürpriz bir iyileşme mi yaşanmaktadır? İşte bu soruların cevaplarını bulacağımız en temel ve en üst düzeydeki kaynaklar Birleşmiş Milletler’in yaptığı çalışmalardır. 

Birleşmiş Milletler tarafından şehirlerdeki refah düzeyini (zenginliği) ölçmek amacıyla yapılan 2013 tarihli çalışmanın sonuçlarına göre Ankara’nın Dünyadaki konumu, şehrimizde yaşayan hemşehrilerimize sunduğu imkânlar açısından, Türkiye ekonomisinin genel durumunun da ötesinde oldukça zayıf bir konumdadır. 

Birleşmiş Milletler tarafından oluşturulan Şehir Refah Endeksi verimlilik, yaşam kalitesi, altyapı, çevre ve hakkaniyet göstergelerinden oluşmaktadır. Şehirlerin geleceğe yönelik refah sunma potansiyelini temsil eden bu göstergelerden; 

(1) Verimlilik: Ekonomik büyümeye şehirlerin verimlilik artışı ve istihdam yaratma potansiyeli kanalıyla yaptığı katkıyı ölçmekte (şehirde yapılan yatırımlar, üretilen katma değer, ihracat ve ithalat, ticaret, enflasyon, istihdam, vb.), 

(2) Yaşam kalitesi: Sunulan sosyal hizmetler (eğitim, sağlık, güvenlik, spor, rekreasyon alanları, vb.) ölçülmekte

(3) Fiziki altyapı: Şehirdeki temel fiziki varlıkların ve ihtiyaç maddelerinin (temiz su temini, elektrik, kanalizasyon, yol, bilişim-iletişim teknolojileri altyapısı) sunumunu,

(4) Çevre: Doğal çevrenin korunması ve geliştirilmesini,

(5) Hakkaniyet ise yoksulluğun ve gelir dağılımındaki bozukluğun en aza indirilmesini temsil etmektedir.

Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın 2013 tarihli çalışmasında farklı gelişmişlik seviyesinden 72 şehrin refah düzeyi ölçülmüştür. Bu şehirlerin çok büyük bir bölümü ilgili ülkelerin başkentlerinden oluşmuş, başkentin (görece) küçük bir şehir olması durumunda ülkede en büyük şehir incelemeye dâhil edilmiştir. 

Ankara karşılaştırma yapılan şehirler arasında 32. sırada bulunmaktadır. Bir bütün olarak Türkiye’nin 20 ve hatta 15 büyük ekonomi arasında bulunduğu, yükselen ekonomiler arasında yer aldığı dikkate alındığında Başkent Ankara’nın bulunduğu konum oldukça düşündürücüdür. Ankara, yükselen ekonomiler grubundaki ülkelerin tamamına yakınının başkenti ile Bükreş ve Almaata gibi şehirlerin gerisinde yer almakta, Amman, Bangkok, Bogota, Medellin ve Erivan gibi şehirlerle benzer düzeyde refah imkanı sunmaktadır. 

Refah endeksinin alt bileşenleri dikkate alındığında Ankara’nın verimlilik, altyapı ve yoksulluk/gelir dağılımı (hakkaniyet göstergesi) açılarından belirgin bir biçimde zayıf olduğu dikkati çekmektedir. 

Ankara’nın Verimlilik göstergesi açısından Almaata, Bükreş, Mexico City, Bangkok, Ha Noi (Vietnam) gibi şehirlerin; Altyapı açısından Amman, Bogota, Medellin, Erivan, Kahire, Kasablanka, Kişinev, Nairobi, Pyong Pen (Kamboçya) gibi şehirlerin, Hakkaniyet göstergeleri açısından ise Bükreş, Kiev, Erivan, Jakarta, Kişinev, Kahire, Bombay, Ulan Batur (Moğolistan) gibi şehirlerden daha geri durumda olması oldukça dikkat çekicidir.

Sözün özü; Ankara’nın bir dünya başkenti olma iddiası doğru bir iddiadır, Cumhuriyet’in iddiasıdır, Ülkemizin kurucu değerlerinin ve kurucularının iddiasıdır.

Ancak, bu iddiayı samimiyetle sürdürmenin birinci yolu, öncelikle Ankara’nın ülke içinde son çeyrek yüzyıldır yaşadığı göreceli gerileme sürecini tersine çevirmektir. Zira, Ankara bırakın dünya başkentleriyle yarışmayı, son yıllarda ülke içindeki birçok şehrin bile gerisine düşmüş ve çeşitli alanlarda karşılaştırmalı üstünlüklerini kaybetmiştir.

Dünya Başkenti olma iddiasının ikinci adımı ise yine son çeyrek yüzyıldır yaşadığı içe kapanma sürecinden bir an önce çıkması ve dünyada neler olup-bittiğiyle daha yakından ilgilenmesidir.


İlgili kaynak için bakınız: Birleşmiş Milletler Teşkilatı-Habitat (2013),State of the World’s Cities 2012/2013: Prosperity of Cities, Routledge.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner270