banner266
Dün bir tanıdığımızın vefatı için camide toplandık. Musalla taşına konulan tabutun önünde onu sevenler son vazifelerini yapmak, ona söyleyecekleri son sözleri söylemek için oradaydılar. 
62 yaşında vefat eden mevta için  ’Genç öldü’ dediler avludakiler. Ölüm geride kalanlar için her zaman erken değil mi?
Mezarlığa gittik. Belediye sağ olsun ölüm işini gerçekten çok iyi organize ediyor. Sizi hiçbir şey için koşturmuyor. Son yolculuğu son model lüks araçlarla çıkartıyor. ‘Yaşarken iyi hizmet görmedi bari ölürken iyi gitsin’ diye mi düşünüyorlar bilemiyorum
Alabildiğince büyük bir mezarlık. Ne kadar çok ölen var. Benden daha gençler, çocuklar, kadınlar, erkekler, yaşlılar….’Bende bir gün burada olacağım’ diye düşündüm. Oysaki diğer zamanlarda hiç aklımıza gelmez ölüm. Hep sanki ölmeyecekmiş gibi düşünürüz.
‘Bu mezarlık da dolmak üzere’ dedim görevliye.
‘Kaynaklar doldu, Bornova doldu, Yelki doldu, dağ taş mezarlık oldu. Ne olacak bilmiyorum valla’ dedi.
Sahi ne olacak? 2 metre karelik bir alan olmalı mezar yeri. ‘Şu anda 80 milyon insan var. 160 milyon metre kare yer yapar. Ne kadar çok’ diye hemen hesapladım.
Sanırım ‘ölüm’ düşüncesi beynimde ‘saçmalama’ merkezini harekete geçirmişti.
Önceki gün yağmur yağmış, her yer çamur içinde. İnsanlar paçaları sıvamış, zorlukla ayakta duruyorlar. Biz orada beklerken bir cenaze daha geldi. Mezarlıkta yer açan görevliler çok sinirliydiler. ‘Bize haber vermeden cenaze gönderilir mi? İnsan hiç olmazsa arar. Biz insan değil miyiz?’ diye söylendiler.
O cenaze ile birlikte siyah gözlükleri, şık siyah takım elbiseleri ile kimi uzatmış olduğu saçını at kuyruğu yapmış birkaç erkek ve siyah örtüler takmış, şık giyimli 3-5 kadın vardı. Bir köşede, mezarı gören küçük bir toprak yığınının üzerine çıkıp bakan, ellili yaşlara yakın kızıl saçlı bir kadın, 14-15 yaşlarında yüzü çilli, hafif kilolu, kızıl saçlı bir çocuğa sarılmış ağlıyordu. Sanırım ölenin eşi ve çocuğuydu.
Yardım istediler bizden. Gidip onu da hazırlanan yere indirdik. İmam bir yakınının mezara inip mevtanın yüzünü açıp, kıbleye çevirmesi gerektiğini söyledi. Herkes birbirine baktı. Kimse hareketlenmedi. ‘Abisi, kardeşi, yeğeni yok mu?’ diye sordu imam. Kimseden ses çıkmadı. Ya yakını yoktu ya da kimse o kıyafetlerle mezarın içindeki çamura girmek istemiyordu. Mezarı açan işçi o vecibeleri yaptı. Tahtaları dizdi. Hasırları örttü. İmam ‘artık toprağı atabilirsiniz’ dedi. ‘Mevtayı taşımak ve toprak atmak sünnettir ve sevaptır’ der hadisler.  Görevimizi yaptık.
İmam ölen için dualar etti. ‘Sorulacak sorulara takılmadan akıcı bir şekilde cevap verebilmesi’ temennisinde bulundu. ‘Ne soracaklar acaba? Bilebilecek miyim?’ diye aklımdan geçti.
Konuları uzun zamandır çalışmadığımı fark ettim. Duaları okuduk ve ayrıldık.
Eve geldim. Ablam her zamanki gibi o saatlerde evlilik programı izliyordu. Açılmış paravanın önündeki program başladığından beri orada olan, ‘güya’ evlenme niyetli, hafif kilolu örtülü kız, kendisi için gelen delikanlıya ‘Beni yeterince tanıyor musun?’ diye sordu. Çocuk ‘Senin hakkında bazı şeyler duydum, içimde soru işaretleri oluştu, ama ben onlara takmıyorum’ dedi
Vermiş olduğu ‘felsefik’ cevap o gün ‘ölüm’ ile ilgili düşüncelerden allak bulak olan kafamı daha da karıştırdı.
Kafam bu kadar ‘ağır’ konuşmaları kaldıramazdı. Odama geçtim biraz müzik dinlemek istedim. Bir kanalda dört yıl önce, bu dönemde, Adana da ‘hap’tan ölen Azer bülbül den ‘Ölüm bizi ayıramaz’ parçası çalıyordu.
‘Hayırdır inşallah bu gün  hep ‘ölüm’ var çevremde’ dedim.
Radyoyu kapattım ve tekrar ‘ölüm’ düşünmeye başladım. Ne çok ölüm var bu ülkede….
 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner274

banner270