Garip bir ruh halindeyim.

İki gündür hasta hasta yatıyor olmamın da etkisi var mı bilemiyorum. Genelde uyuyorum. Rüyamda birbiri ile hiç alakası olmayan saçma sapan şeyler görüyorum. Bazen yüksek bir yerden aşağı yuvarlanırken bağırarak uyanıyor, bazen de geçmişimden bazı sahneler görüyorum. Mesela okula gittiğim zamanı.

Sonra uyanıp  bir süre etrafa bakınıyor, bu güne yani gerçeğe döndükten sonrada internete girip sosyal medyada geziniyorum. Artık elim benden kumanda almaya ihtiyaç duymadan, kendiliğinden oraya gidiyor. Arkadaşlarımın paylaşımlarında, eski, yeni bir sürü fotoğrafın altında, üstünde çeşitli yazılar  görüyorum. Çoğunluğu babasının varlığına, onlar için yaptığı fedakarlıklara teşekkür eden ve bu özel günü kutlayan,  “İyi ki varsınız” diye biten mesajlar..

Yaşı büyük olanlar ise  kaybettiği babasına olan özlemi ifade eden bir şeyler yazıp paylaşmış.

Herkes ne kadar mükemmel. Ne şanslı anne babalar. Oysa daha iki hafta önce huzurevine gittiğimde- ki yedi katlı huzurevinde tek bir oda bile boş değil. Yer bulmak için iki yıl sıra beklemek gerekiyor- orada gördüğüm bir sürü anne baba başka birilerinin anne babası olmalıydılar. Sanırım herkes de aynı şeyi yapması gerektiğini düşünüp yapmış. Tıpkı sevgililer günü, anneler günü gibi.. “Sevgiyi tek güne sığdırmak ve sevginizin ne kadar büyük olduğunu hediyelerle göstermenizi istemek tamamen kapitalist bir oyun” diyen bir arkadaşımın sözleri kulağımda yankılanıyor.

Sonra yine uyuyorum. Zaten biraz da ateşin etkisiyle, hangisi rüya hangisi gerçek karıştırıyorum. Birden babamı görüyorum. “Sana kırgınım” diyor. “Neden baba?” diyorum şaşkınlıkla. “Herkesin çocuğu yazmış, sen benimle ilgili hiç bir şey  yazmamışsın Facebook'a” diyor. “Baba sen Facebook'u nereden biliyorsun? Hem senin Facebook'un yok ki!” diyorum ama nafile. Yüzünü asıp öteki tarafa çeviriyor kafasını. “Peki sen niye hiç bizimle ilgili duygularını yazmadın?” diyorum, konuyu değiştirip biraz da üste çıkmak istiyorum. “Bizim zamanımızda Facebook yoktu. Biz ne düşündüğümüzü, ne hissettiğimizi gösteriyorduk zaten” diyor. “Bize pek göstermedin ama” diyorum. “Bizim zamanımızda şartlar öyleydi. Biz sevgimizi söyleyemezdik. Sadece göstermeye çalışırdık” dedi. Ben “Acaba size gösteremedim mi?” diye soruyorum. Babam “Ama Face'te bir şey yazmadın” diye ısrar ediyor. “Tamam. Haklısın. Senin ne fedakar bir baba olduğunu, biz yiyelim diye yemediğini, biz daha iyi yaşayalım diye keyfinden, konforundan nasıl fedakarlık ettiğini, sen gittikten sonra aslında varlığının verdiği gücü, seninle konuşmayı ne çok özlediğimi yazacağım” diyorum. “Gerçekten bunları mı düşünüyorsun?” diye yüzünü bana doğru çeviriyor. Az önceki kızgın bakışı yerine sevgi dolu bir ifade ile bakıyor. “Aslında bunları sana da söylemek isterdim ama...” diyorum. Gözleri buğulanıyor. Babamın ağladığını hiç görmediğimi düşünüyorum. Birden “Benim gitmem lazım” diye  kalkıp sisler arasında yok oluyor. “Baba! Baba!” diye bağırmam sadece fırlayarak uyanmamı sağlıyor.

Demek yine uyumuşum.

Yatakta oturup gördüklerimi düşünüyorum. “Keşke zamanında içimden geçenleri söyleyip gösterebilseydim. Keşke...” diyorum pişmanlıkla. Keşke...

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner274

banner283