banner266
 

Şehirleri özgün kılan, diğerlerinden farklılaştıran, hemşerilerini varlığıyla mutlu eden, “şehrimizin şu özelliği de var” derken gururlandıran çok sayıda özgün değeri olabilir. Bunlardan kimisi doğal güzellikleridir, tabiat varlıklarıdır, jeolojik değerleridir... Kimisi tarihin derinliklerinden bugüne varlığını koruyan arkeolojik zenginlikleridir, mimari değerleridir. Kimisi o coğrafyada yaşamış insanların yaşam biçimlerinin bekası olan etnoğrafik ve folklorik değerleridir. Kimisi hemşerilerin kolektif hafızasına yerleşmiş ortak yaşanmışlıklardır: Doğal, siyasal ve toplumsal felaketlerin neden olduğu acılardır, üzüntülerdir, kederlerdir mesela... Kimisi ise zalime, zulme karşı dik duruştur, direnmektir, boyun eğmemektir, kahramanlık göstermektir. Kimisi rahmetin veya hasadın bolluğu, siloların, kilerlerin dolması, ticaretin karlılığıdır. Ya da şehrin düşman işgalinden kurtuluşudur. Sevinçtir, coşkudur, mutluluktur… Kuşkusuz liste çok sayıda benzeri yerel renklerle uzatılabilir…

Bununla birlikte, şehirleri özgün kılan bir diğer özellik ise o şehre ait bitki ve hayvan varlıklarıdır. Amiyane tabiriyle “börtü-böcek”, bilimsel tabiri ile “flora ve fauna” çeşitliliği ve bunların endemikliği, yani yerelliği, özgün oluşudur. İşte bu yazımızın konusu Ankara’ya özgü bir tür olan, tam anlamıyla bir Ankaralı olan Ankara takla güvercinleridir. Çoğumuzun farkında dahi olmadan, sessizce, sedasızca, ağır ağır aramızdan, şehrimizin semalarından çekilmiş bir Ankara değerini işleyeceğiz bu yazımızda… Hemşerimiz olan Ankara Takla(cı)larını…

“Ankara’nın ünlü üç beyaz”ı olarak bilinen Ankara Keçisi, Ankara Tavşanı ve Ankara Kedisi yanında, daha az bilinmekle birlikte bilinçli güvercin yetiştiricilerinin ve uzmanların yakından bildiği Ankara’nın bir diğer özgün türüdür “Ankara Takla Güvercinleri”. Takla güvercinleri ile birlikte Ankara ünlülerini “dört beyaz” olarak tanımlamak daha doğrudur. (Süt) beyaz ve beyaza yakın renklerin çoğunlukta olduğu ve kuşçuların “Ankara Taklaları” olarak nitelendirdiği takla güvercini türü gerçekten de Türkiye’nin ve dünyanın performansı en yüksek takla güvercinleri arasında yer almaktadır.

Ankara takla güvercinlerinin, diğer takla türlerine göre en önemli özelliği “performansı”dır. Performanstan kasıt uçma süresi, konmak amacıyla yere yaklaşma sıklığı, her yaklaşma sonrası, ayakları tam yere değecekken konamadan yeniden tırmanışa geçme (fışkırma) sayısı, fışkırmanın dikliği, fışkırma sürecinde atılan taklaların çokluğu ve kalitesidir. Zira, öteki takla ırklarının aksine Ankara taklacılarının taklaları arasında çok az bir zaman dilimi vardır ve çok daha sıkı takla atarlar. Her takladan sonra hafif (çoğu zaman dikkati çekmeyecek kadar) bir yükseklik kaybedip tekrar tırmanışa çıkarlar (fışkırma). Tırmanışı öteki ırklara göre biraz daha kısa fakat daha fazla kombinasyonla (her takla atıp tırmanışa bir kombinasyon dersek) doludur. Damarı sert olanlar, yani safkan Ankara taklası olanlar delicesine takla atar ve kısa bir süre uçurulmayınca tutulur (takla atmaktan sersemlemek ve uçamamak). Hayatlarını idame ettirmek açısından sıkıntılı bir dönem olan “tutulma” durumunda bırakın ayaklarının yerden kesilmesini, adeta yürürken bile takla atarlar. Bu durum ise bazen başlarını sert zemine çarpıp ölümle sonuçlanabilecek kadar tehlike taşır.

Oyunlarının sertliği ve klasik fiziği ile Ankara taklaları en favori olan taklacı türüdür. Yakın zamanlara kadar Ankara güvercin yetiştiricileri Türkiye'de belki de kendi ırklarına sahip çıkmış tek yöresel yetiştiriciler idi. Bunun başlıca nedeni de Ankara taklalarının farklı kategorilerdeki performanslarında rakip tanımamalarıdır. Bu nedenle Ankara taklalarını saf halinde bulabilmek yakın zamanlara kadar Ankara’da olasıydı. Ancak, zamanla ırkın diğer ırklarla kırma yoluyla soyu kayboldu. Safkan Ankara taklalarını bulmak artık neredeyse imkânsız oldu.

Ankara takla güvercinlerinin fiziksel özellikleri ise şöyledir. Bu tür vücudu, kafası ve kanatları itibarıyla Türkiye’deki takla güvercini ırklarının en küçüğüdür. Renk itibarıyla ise Ankara taklaları gümüş ve kahverengi renkleri dışında her renkte bulunur ancak her zaman renkleri hafif kirlidir. Kuşçu terminolojisinde “kirli” terimi rengin canlı olmaması, göreceli olarak “mat olması” anlamını taşımaktadır. “Gök” renginde olanlar, diğer bir deyişle “Maviler”, sokaklarda çatılarda sıkça gördüğümüz yabani güvercin mavisi gibi koyu ve sisli mavidir. “Araplar” yani siyahlar ise hiçbir zaman koyu arap olmayıp daha açık renktedir ve kanatlarındaki şeritler (mavilerde olduğu gibi) siyah rengin altında bellidir. Bunun nedeni de genetik olarak gerçek arap olmayıp çok koyu maviden gelmeleridir. Bu kuşların birbirine vurulmasıyla koyu mavi elde edilmesi normaldir. Limon, portakal, şeker ve kırmızılar her zaman grimsi (kül rengine yakın) bir renkle kaplıdırlar. Bu dört renkten birisine sahip olan bir Ankara taklasının hiç bir zaman kuyruk ve kanat uçlarının süt beyaz olmaması ve grimsi bir beyaz olması yaygındır. “Açık boz” denilen ve çoğu güvercin yetiştiricilerinin “kirli sabuni” olarak bildiği renk Ankara’ya aittir. Aslında bu renk tonu sabuni ile ilgili olmayıp mavi renginin bir tonudur.

Benzer bir renk durumu kahverengilerde de mevcuttur. Açık kahverengi olarak bilinen bu renk aslında yine maviden gelme olup gerçek kahverengi rengiyle ilgisi yoktur. Bunu anlamak için basit bir test kuşun büyük teleklerine bakmakla yapılabilir. Gerçek kahverengi güneşin etkisiyle renk kaybına uğrar. Bu nedenle kuşun kanadı açıldığında en uzun tüyün kanat kapalıyken bir önceki tüy tarafından kapatılmış kısmı (güneş görmeyen) en uzun tüyün uç kısmından daha koyudur. Sanki bir gölge gibi görünür. Bunu Ankara kahverengilerinde görmek olası değildir.

Eski Ankara’da çok sayıda evde kuşçuluk yaygın bir hobi ve hayatın bir rengi olarak varlığını sürdürdü. Yakın zamanlara kadar Ankara taklalarını Hisar’da, Hacettepe’de, Hamamönü’nde, Hacıbayram’da, Ankara’nın diğer semtleri ile kasaba ve köylerinde görmek olası idi. Yine yakın zamanlara kadar Ankara’da kuşçu pazarları kurulurdu. Özellikle Cebeci İstasyonu ve İnönü Stadyumu çevreleri Ankaralı kuşçuların haftanın belli günlerinde buluştuğu açık hava pazarları idi. 1980’lerin başına kadar Cebeci Dörtyol’daki Başşehir Sokak kuşçuların toplandığı bir sokaktı. Burada çok sayıda kuşçu dükkânı ve bir de “Kuşçular Kahvesi” yer almaktaydı. Şimdilerde ise ne kuşçu pazarları, ne de kuşçu sokakları kaldı… Ne de bu dükkân ve kahvehanelerin içerisinde adeta tavana yapışarak gösteri yapan ve çoğu okul kaçağı olan izleyenlerin başını döndüren Ankara taklaları…

Çocukluk ve delikanlılık döneminin bir bölümünde halk arasında “mürekkep hastalığı” olarak da nitelendirilen “kuşçuluk” hastalığına tutulmuş birisi olarak çok sayıda Ankara taklası gördüm, izledim ve hatta besledim… Fakat, bunlardan “Ömer’in Beyaz” olarak bilinen bir tanesi vardı ki hafızamdan silinmesi mümkün değildir. Ömer, Kayaş’ta Emirağalar denilen aileden Cemal Amca’nın ve Zehra Teyze’nin en küçük oğluydu. Genç yaşında trafik kazasında kaybettik Ömer’i. Kayaş ve çevresindeki kuşçular arasında efsaneleşmiş olan Ömer’in Beyaz ise süt beyaz renginde, son derece asil ve türünün tüm özelliklerini taşıyan dişi bir Ankara taklacısı idi. Ömer’in Beyaz’ı ilk defa 7–8 yaşlarımda iken Cemal Amca’nın büyük avlusundaki küçük bir kümeste tek başına görmüştüm. Ömer’e de neden yalnız olduğunu sormuştum… Cevabı da “satıyorum ama her defasında kaçıp geliyor” olmuştu… Dört-beş yıl sonra Ömer’in Beyaz’ını bu sefer Kayaş’taki en profesyonel kuşçu olan Halit Amca’nın kule biçimindeki büyük kümesinde gördüm. O dönemlerde Kuşçu Halit bu kuşa neredeyse otomobil fiyatı biçiyordu. Gerçekten de muhteşem bir Ankara taklacısıydı. Büyükçe bir ev odası genişliğindeki kümesin içinde kuşçuların tabiriyle “tavandan inmemecesine”, “tavanda asılı kalmacasına” çılgınca performans gösteriyordu ve zemine inmekte, yere basmakta güçlük çekiyordu. Kümesin içerisinde yankılanan kanat sesleri adeta makineli tüfek şiddetindeydi.

Kuşçu Halit dışarı çıkarmaya da korkuyordu ve dışarı çıkmasını engellemek için en yüksek derecede güvenlik sağlamıştı. Zira, bir yolunu bulup kümesten kaçan Ömer’in Beyaz doğru Cemal Amca’nın büyük avlusundaki küçük kümese gidiyordu. “Damarlı”ydı, yani doğduğu ve büyüdüğü kümese son derece bağlı ve sadıktı… Bu kaçışlar defalarca tecrübe edilmişti. Ömer ise, çok sayıda kuşçunun yaşadığı “kuşçuluğun uğursuzluk getirdiğine” dair aile baskısı nedeniyle kuşçuluğu bırakmış ve istemeyerek de olsa Beyaz’ını Kuşçu Halit’e satmıştı. İstemeye istemeye sattığı kuşun her geri dönüşü her defasında Ömer’i hüzünlendirdiği gibi, Kuşçu Halit’in geri alması da biraz zahmetli ve masraflı olmaktaydı.

Ömer’in Beyaz gerçekten de son derece asil bir Ankara taklasıydı. Başı her zaman dik, gagası hafif yukarıda, kursağı öne doğru dolgun ve gergin, kanatları her zaman kuyruğunun üzerinde ve derli topluydu. Tam bir Ankara hanımefendisiydi Ömer’in Beyaz. Orta Anadolu’nun neredeyse bölgede yaşayan tüm canlı türlerine kendi rengini verdiği ağırbaşlılık, sakinlik, kendinden eminlik ve bir o kadar da kendi içindelik, içine kapanıklık bu hanımefendinin de temel özelliklerindendi… Ömer’in Beyaz’ın sadece bir tane yavrusu oldu. O da dişiydi. Kursaktan kesilir kesilmez ben aldım Kuşçu Halit’ten. Annesinden farkı biraz daha minyon, biraz daha paçalıydı. Yukarıda ifade edildiği gibi, Ankara taklaları ortalama bir güvercine göre küçük bir vücuda sahiptir. Ömer’in Beyaz da öyleydi. Yavru ise daha minyondu. Ancak, bu özellik Ankara taklalarına daha atletik bir görünüm veriyor, daha dinamik kılıyor ve performanslarını artırıyordu. Nitekim Yavru da takla atmak için, takla gösterileri sunmak için dünyaya geldiğinin en başından beri farkındaydı… Saatler boyunca gökyüzünde kalır, çıkılabilecek en yükseğe çıkar, kuşçuların tabiriyle “sinek” olur, gökyüzünde olduğu sürece fışkırır ve inmeye yakın taklalarla dolu fışkırma gösterisini kümesin önünde yapar, çoğu zaman yere konamayıp, kendisini kümesin içine atardı… İşte anneli-yavrulu bu iki beyaz, Ankara taklalarının klasik birer örneğini oluşturmaktaydı.

Sözün özü, hem Başkent Ankara’nın, hem de ülkemizin en önemli değerleri arasında yer alan Ankara’nın dördüncü beyazı olan bu ayrıcalıklı takla güvercini türünün koruma altına alınması Başkentin en az diğer üç beyazı kadar önem taşımaktadır. Oysa, bırakın korumayı böyle bir türün varlığından bile Ankara kamuoyu bihaberdir. Kuşçular arasında da özel türleri korumaya dönük bir bilinç yeterince gelişmemiştir. Şehirler ve hatta ülkeler arası kuş ticareti trafiğinin artması, çoğu yerel türün melezleşmesine ya da tamamen yok olmasına neden olmuştur. Nitekim, kuşçular bazen form güvercini elde etmek, bazen performans artırmak, bazen de tamamen tesadüfî çiftleşmelerle bu güzelim türün önemli ölçüde melezleşmesine farkında dahi olmadan izin vermiştir.

Oysa bir şehri sevmek, o şehrin değerlerini korumak, sadece o şehrin arkeolojik, jeolojik, etnoğrafik, folklorik değerlerini sevmek ve korumakla sınırlı olmamalıdır. En az onlar kadar yerli, o şehirli, en az onlar kadar hemşeri olan “börtü-böcek” türlerinin de varlığının garanti altına alınması, yaşamlarının idame ettirilmesine olanak sağlanması ve bu yolla korunması önem taşımaktadır.

Güvercin türlerinin korunmasından kastımız sadece Ankara taklacıları için de geçerli değildir. Zira, neredeyse her bir şehrimizde, o şehre özgü güvercin türleri bulunmaktadır. Öyle ya nerede Konya’nın güzelim avlu güvercini olan Selçukiler? Nerede Çorum’un meşhur taklacıları olan “Çorum Çıplakları”? Nerede Sivas Taklacıları, Urfa Bozları, Mardin Limonileri? En az bizler kadar yaşadığımız şehirlerin hemşerisi olan bitki ve hayvan çeşitliliğini koruyamayacaksak neyin muhafazasını sağlayacağız?

Bu yazının ana amacı, kaybolan bir Ankaralıyı, bir hemşerimizi bulma ve varlığının sürdürülmesini sağlama çabasıdır. Bir gün hemşerimiz olan Ankara taklaları korunup, soylarının devamı garanti altına alınmış olursa, bu yazı ziyadesiyle amacına ulaşmış olacaktır. Eğer bu gerçekleşirse, diğer şehirlerimizdeki duyarlı hemşeriler de, Ankaralıları örnek alarak kendi hemşerilerini bulma ve yaşatma arayışına girişecekleridir. İnanıyoruz ki gelecek bir gün mutlaka gelecektir.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner274

banner270