banner265

Anamurda yağayan yeğenimi ziyaret etmiş, beraber etrafı geziniyorduk.
‘Valla doktorluğu bırakıp çilek işine girsem daha kârlı’ diye söyledim yeğenime.

Çilek seralarının başında durmuş, onun tabiri ile ‘Turfanda’ çileklere bakıyorduk. ‘Bu sene ne kadar ürün alacaksın?’ diye sormuş, aldığım cevaptan sonra öyle demiştim.

‘Dayı bu işi kolay sandın galiba’ dedi.

‘Zor mu?’ diye sordum.

‘Şimdi önce tarlayı süreceksin, sonra gübreleyip bir daha süreceksin. Sonra seddeleri yükselteceksin, bu arada yaz kış haftada bir iki kez sulama için damlama sistemi kuracaksın, seddeleri siyah naylonla boydan boya kaplayacaksın’ diye sıralıyorken ‘Neden siyah naylon?’ diye araya girdim. ‘Çünkü siyah naylon güneş geçirmediği için çileğin dışında diğer otların çıkmasına izin vermez. Bak mesela burada naylon patlamış hemen ot çıkmış’ diye otu gösterip kopardı. ‘Çilek kadın gibidir. Hassastır, narindir. Çevresinde hoşlanmadığı şeyler varsa küser, iyi ürün vermez ama gübresini, suyunu, bakımını iyi yaparsan da tatlı olur, güzel olur, iyi ürün verir, seni mahcup etmez’ dedi.

‘Güzel bir benzetme oldu’ dedim.

‘Öyledir çilekler. Hassastır, seveceksin, üşütmeyeceksin onu’ dedi.

‘Nasıl yani?’ dedim.

‘Şöyle ki; her gün meteorolojiyi takip ediyorum. ‘Gece burası kaç derece olacak?’ diye. Sıfırın altında eksi 3 dereceye kadar çilek donmaz ama daha aşağı bir soğuk olursa çilek donabilir. O zaman erken ürün vermez’ dedi.

‘Erken ürün vermesinin ne avantajı var?’ dedim.

‘Erken ürün toplarsan piyasada çilek yokken yüksek fiyattan çileğini satarsın. Mesela yüksek sezonda kilosunu 5 liradan satarsın ama çilek bollaşırsa 2 liraya kadar düşebilir’ dedi.

‘Peki çileği dondurmamak için ne yapıyorsun?’ dedim.

‘Hani geçenlerde hava çok soğuk olmuştu ya. O zaman dört gün üst üste sabaha kadar her gece serada şu kovaları yakıp çilekleri ısıttım’ deyip orada dolu olarak duran kovaları gösterdi.

‘Dört gece sabaha kadar aralıksız oradan oraya koşup kovaları mı yaktın?’ dedim şaşırarak.

‘Evet. Neden şaşırdın ki dayı? Yoksa donardı çilek’ dedi.

‘Bütün gece burada mı kaldın? Korkmadın mı karanlıkta?’ diye bir önceki soruya benzer bir şey sordum.

‘Korkacak ne var dayı? Zaten bir o seradan bir bu seraya sürekli dolaştım. Bir şey düşünmeye fırsatım bile olmadı’ dedi.

‘Valla helal olsun’ dedim.

‘Dur daha bitmedi. Çilek ürün vermeye başladıktan sonra budama  da yapmak lazım. Kurumuş,  yaşlanmış dalları kopartıp çileği hafifletmeli, havalandırmalısın. Yoksa boğulur’ deyip bir ikisini nasıl budadığını gösterdi.

‘Bu da hem zor hem de ustalık gerektiren bir iş’ dedim.

‘Bunu bilen kadınlar var. Hızlı hızlı yapıyorlar’ dedi.

‘Peki bir ektiğin çilek kaç yıl ürün veriyor?’ dedim.

‘Ortalama 3-4 yıl. Sonra serayı, naylonları, çilekleri söküp tekrar tarlayı sürüp toprağı karıştırman lazım. Sonra yine baştan aynı şeyleri yapacaksın’ dedi.

‘Ne kadar zor işmiş bu. En iyisi ben doktorluğa devam edeyim’ dedim.

‘Zor ama kendi işin en azından. Birde başında dırdır eden senin sinirlerini bozan kimse yok. Bence sen bu işi yine de bir düşün’ dedi yeğenim.

‘Yok yok bildiğim işi yapmaya devam edeyim’ dedim biraz çilek toplayıp yemek için seraya girdim.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner274

banner270