banner266
8 Mart Dünya Kadınlar Günü” ile ilgili paylaşımlara baktığımda kadınların değerini bilmeyen, sorsan o günün anlamını bilmeyen  bir sürü kişinin gerçeklerle pek de bağdaşmayan mesajlar paylaştığını gördüm. Kızdım.
Biri gerçekleri söylemeliydi. Kalemi aldım elime ve yazmaya başladım: “Valla iyi ki kadın değilim!
Kadınlar olmasaydı da dünya dönerdi.
Öyle başkaları gibi vıcık vıcık, “Kadınlar iyi ki varsınız, çiçeksiniz, böceksiniz” gibi klasik bir yazı yazmayacağım.
Gerçekler neyse biz de onu yazacağız!
İyi ki kadın değilim. Çünkü küçüklükten beri rahat rahat istediğim gibi giyiniyorum. “Kapat kız oranı!” diye kimse beni uyarmadığı gibi, “Aç göster, amcalar, teyzeler görsün”, diyorlardı bana. Her ay düzenli olarak karın ağrısı, bel ağrısı olmuyor. İyi ki de olmuyor. Öyle rahatım yani. İstediğim saatte eve girip çıkıyorum. Sokakta gecenin bir yarısı taciz, tecavüz gibi bir şeye uğrama ihtimalim yok. Evlendiğimde karnımda benim bütün fizyolojimi bozan, manda gibi kilo aldıran, benim bütün vitamin ve minerallerimi yiyen bir şey taşımıyorum. Sonra o doğum sancısı varya! Aman Allahııımmm. Tarifi var mı? İyi ki çekmiyorum. Çocuklardan nefret ederdim sonra.
Çocuk doğurdun yetiyor mu? Hayır! Bunun ağlaması var, kalkıp geve yarısı bunun beslenmesi var. Altını temizlemesi var. Yetmez! Birde kocayı etrafta av arayan hemcinslerine kaptırmamak için kendine bakması, yemeği, çayı ve onun gönlünü etmesi var.
Ben şimdi üstüme rahat bir tişört ve pantolon giyip sokağa çıkarken, kadın olsam bunun rengini birbirine uydurması var, modası var, ayın hangi gününde olduğuna göre kıyafetin tipini ve rengini ayarlaması var, rüzgar esmesine, içini gösterip göstermemesine, göre giyinmesi var. ....offff ! Yazarken bile afakanlar bastı. Var oğlu var yani
“Kadınlar ne ister?” filminde Mel Gibson kadınları anlamak için ağda yaptırıyordu. Bacaklarını ağda ile bir kez aldığında, Bunu bir insan kendine nasıl yapar?” demişti. Çok güldüğüm bir sahneydi. Ben rahat rahat kıllarımla barışık yaşıyorum. Hatta benim oğlan bone takmanın zorunlu olduğu bir havuza girdiğimizde, “Baba senin bu saçlara bone takmadın” diye göğsümü göstermişti. Bunu üzerine lazere gittim. İlk seansta ayılıp bayıldığımda oradaki kadın, “Kadınlar gibi hassas yerlere lazer yaptırsaydınız herhalde narkoz altında yapmak zorunda kalırdık. Onlar gıkını çıkartmıyorlar” demişti.
Mesela belli bir yaştan sonra kimse bize, “Evde kaldın” diye yaftalamadığı gibi bir yaştan sonra “Yumurtalar bittiği için” çocuk olmama sorunu yaşamıyoruz.
Menapoz dönemi başka bir dert mesela. Sıcak basması, soğuk basması, sinir, depresyon, kanamanın bir olması üç olmaması ya da olur olmaz olması ile hayatın sürekli stres sıkıntı ile geçer.
Baştan yazdım ya, “Kadınlar olmasa da dünya dönerdi” diye. Valla dünya diye bir şey olmaz, dünya testesteron etkisi ile savaş alanına dönerdi. Geçenlerde bir kadın doğumcu arkadaşım, “Abi savaş döneminde doğan çocukların daha çok kız olduğunu biliyor musun?” dedi. Bilmiyordum. Bana yaptıkları bir istatistiki çalışma gösterdi. Suriye’den, savaştan kaçanlarda doğum yapanların çoğu kız çocuğu doğurmuştu. Erkek şiddetinin durdurmanın yolunun kadından geçtiğini gösteren ilahi bir işaret değil mi bu?
Onun için Sevgili Kadınlar;
Sizler iyi ki varsınız. Siz olmasaydınız biz zaten olamazdık. Ama şunu da bilin ki o kadar özelsiniz ki size “özel” bir gün bile var. Hatta günler var. Ama sizin yaşadığınız sıkıntılara baktığımızda bunu hak ediyorsunuz” diye bitirdim.
Biraz geç olsa da gününüz kutlu olsun Sevgili Kadınlar.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner274

banner283