banner266
Kendimi bir çuval gibi hissediyorum.
Duygusuz gibiyim. Hiçbir şey hissetmiyorum Hiçbir şey yazmak geçmiyor içimden. Hiçbir şey de yapmak istemiyorum.
Yerleşim yerlerinden uzakta, bir dağın tepesine gidip orada sadece doğada, bir köpek, birkaç çiftlik hayvanı alarak yaşamak istiyorum.
‘İnsan en vahşi hayvandır’ demiş Nietzsche. Ne kadar da doğru değil mi? Kendi istekleri, arzuları ve hırsı için türünü düşünmeden yok eden başka türler var mı?
Matrix filmini hiç sevmedim. Ama orada bir sahne de hiç aklımdan çıkmadı. Robotlar insanları neden yok etmek gerektiğini anlatıyorlardı. ‘İnsanlar bir virüs gibidirler. Önce bir yere yerleşirler, sonra çoğalırlar, sonra her şeyi yok ederler ve öldürürler. Sonra da çoğaldıkları için önce birbirlerini öldürürler, kaçanlarda başka yerlere gidip yerleşir, aynı olay bu sefer yeni yerleştikleri yerde başlar. Bu yüzden insan nesli yok edilmeli’ diyordu Robot.
Haksız mı? Yerleştiğimiz yerlerde kendimizden başka hiçbir canlıya yaşama şansı veriyor muyuz?  Bulabildiğimiz her şeyi ihtiyacımızın üzerinde yiyip tüketiyoruz. Obezite önemli bir sorun haline geldi. 30 yıl önce Narlıdere Sahil evleri ve İnciraltında halk plajlarıı vardı. Tıka basa yiyip çıkardıklarımızı körfeze boşalttığımızdan, tertemiz su koli basili doldu. Balıklar bile bu pis ortamda yetişmiyor.  
Balçova’da agoranın karşısından itibaren başlayan narenciye bahçelerini havuzlu villa ve sitelerle doldurup yok ettik. Artık Seferihisar’a kadar villa doldu. Güzelim bahçeler zenginlerin süs ağaçları haline geldi.
İnsanoğlu sayesinde iklimler değişti. Daha önce metrelerce kar yağan yerlerde kar yağmaz oldu. İki gram kar yağsa sanki dünya yıkılmış gibi tüm ana haberlerde ‘Kar esareti’ başlıkları ile haberler çıkıyor. Kar yağmayınca yer altı suları çekildi. 30 yıl önce her tarafından su fışkıran bu yüzden de adı ‘Dereyanı’ olan köyüm de şimdi bir damla su çıkarmak için yerin 70 metre altına sondaj vuruluyor. Bir önceki yıl 50 metreden su çıkıyordu. Her geçen sene daha da derine iniyor.
Ben hiçbir yerde tasarruf ile ilgili bir reklam ya da duyuru görmüyorum. Tam tersine her yerde ‘Eskidiyse at gitsin, yenisini şu kadar indirimle al’ ya da ‘Eskisini getir yenisini götür’ diye beynimize işleyip duruyorlar. Bir şeyi kullanmadan yenisi çıkıyor, insanlar yenisini almak için kuyruklarda birbirlerini eziyor, eskisini kullananlar diğerlerinin gözünde  ‘demode’ insanlar haline geliyorlar.
‘Çoğalalım’ ‘Çoğalalım’ diye sürekli uyarı veriliyor bize. Oysa 1927 yılında yani 90 yıl önce 2 milyar olan dünya Nüfusu şu anda 7.2 milyar insan olmuş durumda.  Çoğaldıkça da yiyecek ve su kaynakları azalıyor. Ben Afrika’da görev yaparken imkanları olmamasına rağmen herkesin olabildiğince çocuk sahibi olmaya çalıştığını görüyordum. Neden? Çünkü ilkel dünyada, kuralların olmadığı yerlerde ne kadar çoğalırsan, ne kadar çok insan varsa sen o kadar güçlüsün.
Peki çoğalıp televizyonlarda gördüğün yaşam olanaklarına sahip değilsen, işin gücün de yoksa, hele birde ayrımcılığı uğradığını düşünüyorsan ne oluyor? İçinde yaşadığın topluma karşı öfke ve nefret ile büyüyorsun. Artık sen serseri bir mayın gibisin. Ne zaman nerede patlayacağı belli olmayan.
Patladığı zaman da kendi ile beraber bir sürü hayali de yok eden.
Kendini öldüren de bir insandı muhtemelen de hayali gerçekleşmeyen.
Bundan sonra kimsenin kendisini patlatmaması için her şeyi değiştirmeliyiz temelden. Oturup ‘Bundan sonra ne yapmalıyız, nerede yanlışlık yaptık?’ diye konuşmalıyız kimseyi gücendirmeden. Yani bu öyle ‘Din’ öğretmekle olmuyor. Olmuş olsaydı eğer en çok intihar eylemcisi çıkmazdı İslam ülkelerinden.
Kendimi çuval gibi hissediyorum.
Duygusuz gibiyim. Bir şeyler yazdım belki ama benim hiçbir şey yapmaya isteğim ve enerjim yok. Sadece bir dağ başında insanlardan uzak olmak istiyorum
 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner274

banner283