banner266

Bilgisayarda bir şeyler okuyordum. Bir ara sanki kapı çalınır gibi bir ses duydum.

Oturduğum yerden, sağ yanımdaki duvara monte edilmiş kumanda düğmesine basıp kapıyı açtım. İçeri giren olmadı. ‘Gel’ diye biraz sesimi yükselterek kapıyı çalanın içeri girmesini istedim.

Kapı yavaş yavaş açıldı. Elindeki bastondan destek alarak yürüyen yaşlı amca içeri girmeden muayene kağıdı ve kimliğini tuttuğu eli ile kafasındaki şapkayı zorlanarak da olsa aldı. Sanki yürüyünce gürültü çıkacakmış gibi usulca içeri yürüyüp kimliği bana uzattı. ‘Amca bize kimlik lazım değil, kimliğini cebine koyabilirsin, hele şöyle buyur otur’ diye arkasında kalan sandalyeyi gösterdim. Bir eli ile sandalyeyi tuttu, bastondan güç alarak yavaş yavaş oturdu.

‘Yaşlılık, kusura bakmayacaksın toktur bey’ dedi.

‘Ne kusuru amca. Ama maşallah dinç görünüyorsun’ dedim.

‘Ahh ah sen bi de gençken görecektin yerimde duramirdim. Rençberlik, tüccarlık edirdim. Oradan oraya gezerdim, bana bile demez idim emme.’ dedi. Elini ‘Nerde o günler’ anlamında salladı.

‘Amca yaş kaç?’ dedim. Aslında önümdeki ekranda ‘93’ rakamı yazıyordu ama genelde o yaşlardaki insanların yaşları gerçek yaşlarından farklı yazılırdı. Nüfusa kaydedilmeden ya ölen bir ağabeyin veya kardeşin kimliği verilir veyahut ‘askere geç gitsin’ diye küçük yazılırdı. Babamdan biliyordum. Zaten o yaşlardaki insanlar bana hep babamı hatırlatıyor nedense.

Babamın hareketleri, mimikleri geldi gözümün önüne. Beraber, aynı odada geçirdiğimiz son iki yılı ve bazen o konuşurken onu dinlemek, ne anlattığını kaydetmek yerine başka şeylerle ilgilendiğimi hatırladım. Üzüldüm.

‘Nasıl olsa o hep olacak ve konuşacak’ diye düşünmüştüm. Oysa bir gün, aniden gitti işte. Gözlerim doldu. Babamı dinliyormuş gibi amcayı dinlemeye başladım.

‘Kars’ta o köy senin bu köy benim dolaşirdim. Kuzu, dana, inek alıp satirdim. Hemi de aha bu ayaklarla gidip gelirdim. Şimdi artık taşımirler’ dedi.

‘Amca maşallah valla yaşına göre iyisin’ dedim. Bunu sadece moral olsun diye söylememiştim.

‘İçimiz çürüdi be tokrur oğlum. Şükür hele elim ayağım tutir, gezmemizi yapirem. Yoksa hepten rezil olmişidim’ dedi.

‘Amca çoluk cocuk var mı?’ dedim.

‘İki oğlan bir kızım var, torunlar var’ dedi.

‘Kim bakıyor sana?’ diye sordum.

‘Kızım bakir. Onun beyi vefat etti. Yakında oturir, gelip gidir, yemek pişirir. Allah razı olsun’ dedi.

‘Oğlanlar, gelinler?’ dedim.

Masama doğru eğildi. Sanki biri duyacakmış gibi sessizce ‘El kızı işte. Allah onlara muhtaç etmesin. Oğlanlar da gelinlerin ağzına bakir. Boş ver onlar mutlu olsun da. Kocakarı ile biz birbirimizi idare edirez’ dedi.

‘Emeklilik var mı?’ dedim.

‘Emeklilik yoktir. İkimizin de 65 yaş meaşı var. Allah dövletimize zeval vermiye ayda 200 lira verir, bir de kocakari alir, onla geçim olir işte. Zaten ne gelen, ne giden var. Ev de gendimizin, o para bize yetir’ dedi.

‘Çocuklar para vermiyorlar mı?’ dedim.

‘Para luzum değil bana bakmak lazım’ dedi.

Vaktim vardı ve kapımda bekleyen de olmadığı için amcamla biraz daha sohbet ettik. Giderken ‘Sen evli misin bekar mı?’ diye sordu.

‘Bekarım amca’ dedim.

‘O zaman Cenabı Allah ve Hızır sana öyle bir gelin göndere ki gökte gezdirsin’ dedi.

‘Amca ne demek istedin?’ diye sordum.

‘İyi söz insanı yüceltir, gökte gezdirir. Kötü söz yerin altına sokar, ölü gezdirir’ dedi.

‘Anladım amca. Allah razı olsun’ dedim. Ellerinden öptüm, kartımı, telefonumu, reçetesini verdim ‘Amca bir ihtiyacın olursa çekinme gel’ dedim.

Geldiği gibi küçük ve sessiz adımlarla çıktı gitti.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner274

banner270