banner265
Beşiktaş'da terör saldırısında hayatını kaybeden insanlar için internette pek çok şey yazıldı, çizildi, paylaşıldı. 
'Umutsuzluğa kapılmayalım, bugünler de gelip geçecek’ diye yazmış Facebook’ta bir arkadaşım.
Sen 17 yıl tedavi gör, zar zor bir çocuk sahibi ol, eşin birkaç yıl sonra, çok genç yaşta hayatını kaybetsin ve sen hayat mücadelesinde küçük çocuğunla tek başına kal. Hayatını sadece ve sadece oğluna ada. Başka birini hayatına bile yaklaştırma.
Oğlun var işte, sana yeter o zaten.
O okusun, iyi bir eğitim alsın, iyi bir çocuk olsun diye gece gündüz tek başına, kimseden destek almadan uğraş, didin. O hasta olduğunda sabahlara kadar başında nöbet tut, alnına sirke suyuna batırılmış ıslak bezleri koy, atletini değiştir, ilaçlarını ver…
Sağlığına bir an önce kavuşsun, ona bir şey olmasın, o sana yeter zaten.
O yokluk bilmesin, çekmesin, diye sen eşinden kalan üç beş kuruş maaş ve anne babadan ufak tefek desteklerle ay sonunu getirmeye çalışırken, giyiminden, hobilerinden, gezmenden, tozmandan yani kendin ile ilgili keyif aldığın her şeyden vazgeç.
Onun mutlu olması sana yeter zaten.
Onun hem annesi, hem babası, hem oyun arkadaşı, hem öğretmeni, hem aşçısı, hem arkasını toplayanı, her şeyi olursun. Çünkü o senin her şeyindir zaten.
Eşinden kalan arabayı, evi, arsayı, her şeyi satıp onu daha iyi bir okulda okutmaya çalışırsın, çünkü iyi bir eğitimin, iyi bir mesleğin onu ayakta tutacak en önemli şey olduğunu bilirsin. ‘Keşke zamanında o kadar saçma şeylere para harcamasaydım, şimdi onu çok daha iyi okullarda okutabilirdim’ diye hayıflanırsın.
O başarılı oldukça sen keyiften uçarsın ki zaten.
Ülkenin en iyi üniversitelerinden birini, Koç Üniversitesi İşletme Fakültesini burslu olarak kazandığında birbirinize gözyaşları ile sarılırsın. Kafanı yukarıya kaldırıp ‘Allah’ım bu güzel ve akıllı çocuk için, bize bu günü de gösterdiğin için çok teşekkür ederim’ dersin. Orada, yukarıdan seni izlediğini düşündüğün eşine, ‘Merak etme, emanetine iyi bakıyorum’ dersin.
Bu başarı ile yaptığın tüm fedakarlıkları unutursun zaten. O senin dünyadaki tek varlığındır. Öyle yakışıklı, öyle güzel bir çocuktur ki ona her baktığında dudaklarını ısırıp ‘Tü tü tü maşallah’ diye her tarafını, ‘nazar değer’ korkusu ile tükürüklersin. ‘Off Anne ya, başladın yine’ diye surat yapar ‘Kuzum, yakışıklım, canım oğlum, sana bir şey olmasın’ diye ona sarılırsın.
Ona bir şey olmasın da sen canını da verirsin zaten. Oysa kaderin senin için çizdiğini bilmezsin ki. Bilsen, onu İstanbul’a da götürmezdin zaten. Hele o gece, o hayatının tamamen değiştiği gece, ‘Tansiyonum yükseldi, gitme yanımda kal’ der, onun arkadaşlarının doğum gününe gitmesini engellersin zaten.
Zaman geçmek bilmiyor O dışarıdayken. Tuhaf bir ruh halindesin, huzursuzsun, onun geliş saatini sabırsızlıkla beklerken, televizyonda ‘Beşiktaş’ta patlama oldu. İlk belirlemelere göre 20 yaralı’ alt yazısı seni daha da kaygılandırır. Hemen telefona sarılıp onu ararsın. ‘Aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor’ sesi bir hançer gibi kulağından girer, o hançer her yeri kese kese kalbine kadar iner. Sonra tekrar tekrar ararsın. Arkadaşlarına’ İnşallah partidedir, daha yola çıkmamıştır’ ulaşmaya çalışırsın. Ama nafile.
22 yıldır her şeyden sakındığın, bin bir zorlukla büyüttüğün, iyi bir eğitim vererek iyi bir insan, ülkesine faydalı bir vatandaş olarak yetiştirdiğin oğlun artık babasının yanındadır.
Bu nasıl bir acıdır? Nasıl katlanır, nasıl unutur insan? Nasıl teselli olur? Nasıl bağlanır hayata?
‘Umutsuzluğa kapılmayalım, bugünler de gelip geçecek’ diye yazan arkadaşım; şimdi o anneyi ve o gün evladını kaybeden 44 anneyi ve daha önceki binlerce anneyi nasıl avutabiliriz?
Bunu bize öğretir misin lütfen?
Bugünler elbet gelip geçecek ama biz eskisi gibi olacak mıyız?
Beşiktaş’taki terör saldırısında hayatını kaybeden Görkem Yazıcı’nın aziz hatırasına…
Rahmetle…

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner274

banner270