Elimle kandan kirlenmiş saçlarını okşadım. Yüzüne baktım. Tıpkı yatağında öylece uyuyormuş gibiydi. Bazen sabahları onu uyandırmaya kıyamadığımda yatağın kenarına oturur dakikalarca onun yüzünü, yanaklarını, kirpiklerini, dudaklarını izlerdim. Ne kadar güzel bir çocuktu. “Nazarım değiyor mudur acaba?” diye düşünür, bakışlarımı kaçırırdım hemen. Nazarımın olma ihtimaline kızıp sağ elimle kulak mememi sertçe çekiştirir yatağın demirine “Tüh tüh tüh maşallah” diye vurur “Nazar değmesin” derdim.

Dümdüz saçlarını, yanaklarını okşardım dakikalarca. Öper öper doyamazdım. “İnsan bu kokuya, öpmeye doyar mı?” diye sorardım kendime. Siz doyar mısınız çocuğunuzu öperken? Ben onu çok öpünce biraz rahatsız olur, başını sağa sola oynatırdı. Başını ne tarafa dönse diğer tarafı öperdim. Kulağını, yanağını, alnını, göz kapağını, yeni yeni çıkmış bıyıklarını, neresi önüme gelirse artık. “Off baba! Rahat bırak da biraz daha uyuyayım” derdi. Annesi “Hadi uyandır artık, okula geç kalacak” diye sesleninceye kadar dakikalarca izlerdim onu. Sırf onu izlemek için bile odasına gittiğimi biliyorum. Bazen ona sarılarak yanında uyurdum küçükken. Ama artık öptürmüyordu kendini son yıllarda. Büyümüştü. “Off baba yaa! Ben artık çocuk değilim!” diye surat asardı. Bende biliyordum çocuk olmadığını ama kendimi tutamazdım ki! Ona sarılmak onu içime sokmak, orada dünyadaki kötülüklerden uzak tutmak, korumak istiyordum. İçime mi doğmuştu böyle olacağı?

Keşke öyle yapsaydım, keşke şöyle olsaydı, böyle olsaydı” diyorum kendime. Onu o gece gitar kursuna göndermeseydim mesela. Ya da ona o gitarı almasaydım onu o gece o kazadan koruyabilir miydim? Ama suç onun da değildi ki! Sonuçta alkollü bir şekilde direksiyon başına geçen insan kılığında bir “Azrail” çarptı oğluma.
Haber geldiğinde “Oğlunuz bir kaza geçirmiş, yaralı, 9 Eylül Hastanesinde” dediler. Evden nasıl çıktığımı, oraya nasıl gittiğimi hatırlamıyorum bile. Odaya almadılar. Müdahale ediyorlar, insanlar oradan oraya koşturuyorlardı. Odanın karşısında bir köşeye çöküp giren çıkanları izledim. Yüzlerinde küçük bir gülümseme, küçük bir umut görmek istedim. Allah’a “Lütfen oğlumu bana bağışla, tüm her şeyimi vermeye hazırım, benim canımı al ama onu benden alma” dedim.

Ne kadar zaman geçti bilmiyorum. İçeriden terden sırılsıklam olmuş birinin çıktığını ve bana doğru geldiğini gördüm. Yanaklarında bir oynama olmasını, gülümsemesini istedim. Gözünün içine, en derine baktım. Bir umut ışığı görmek için. Başını önüne eğdi ve “Çok çabaladık ama… Ne yazık ki kurtaramadık” dedi. Yakasını tuttuğumu, “Lütfen doktor, lütfen bir daha bakın! Bir şeyler yapın! O ölmek için çok küçük” dediğimi söylüyorlar. Sonra bayılmışım.

Ne yazık ki ölmemişim. Oysa ben onunla orada ölmeyi, nereye gidiyorsa elini tutup onunla gitmeyi isterdim. Küçükken öyle yapardık çünkü. Bora, doğayı, dağları çok severdi. Onu dağlara götürür, elini tutarak saatlerce dolaşırdık. Bazen bir kuş sesi bile ürpertirdi onu. O zaman elimi sımsıkı tutardı. Ne çok hoşuma giderdi biliyor musun? Hiç bırakmak istemezdim onun elini. Keşke hiç bırakmasam ama zaman... Büyüyorlar işte. İster istemez bırakıyorsun.

Uyandığımda ne olduğunu anlayamadım bir süre. Etrafımda ağlayanlar, bağıranlar... “Ne oldu? Niye ağlıyorsunuz?” diye soruyorum. Sonra görmek istedim. “Çok kısa” dediler. Yürüyemiyordum. Meğer o sırada sakinleştirici iğneler, ilaçlar yapılmış bana. İki kişinin kolunda girdim odaya. Üstte büyük lambalar vardı. Yeşil bir örtü atmışlardı üzerine. Kaldırdım örtüyü. Baktım yüzüne. Kapalıydı gözleri. Yüzüne doğru düşmüş saçlarını onun yaptığı gibi yana doğru attım elimle.. Yanaklarını öptüm, öptüm, öptüm, öptüm... Şimdi yüzünü çevirip “Off baba ya!" desin istedim. Öyle olsun diye neler vermezdim ki. “Hadi uyan babacım. Uyan da Ben büyüdüm baba ya!” diye it beni diye ağladım. Bayılmışım…

Ölmeyi istiyor insan biliyor musun? Onsuz hayata katlanmak, onu görememek, ona sarılamamak, onu koklayamamak, o kadar zor ki. Uyuyup onu görüyorsun. Zaten hep de bu yüzden sürekli uyumak istiyorsun. Onu görmek için…

Oğlumu öldüren alkollü cani aynı gün serbest bırakılmış. Bu durumu düşündükçe daha da fazla acıtıyor canımı. Bu kadar basit mi olmalı. Bir gencecik bir insanın öldürmenin cezası bu mu olmalı sorarım size.103 promil alkolle direksiyon başına geçen bir insan bilirkişi tarafından ‘tali kusurlu’ benim karşıdan karşıya geçen oğlum biricik oğlum ‘asli’ kusurlu görülüyor. Kendinizi benim yerime koyun. Sadece birkaç dakikalığına! Sonra da ‘evet bu’ diyebilir misiniz?

Bu yazdıklarımı, oğlunu bir trafik kazasında kaybeden baba Osman Aşçılar söylemedi. Ben bir baba olarak kendimi onun yerine koyarak içimden geçenleri yazdım. Siz kendinizi o anne babanın yerine koydunuz mu? Cevabınız ‘evet’ ise onun ‘Başka Boralar ölmesin’ mücadelesine destek olun. Bu yazıyı paylaşalım. Belki bu şekilde yetkililere sesini duyurmasına yardımcı oluruz.

Ne mi istiyor? Herkesin istediğini; Adaleti..

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner270