banner265

Ankara, Cumhuriyet’in başlarından itibaren oluşturulan kültür sanat kurumları ve donatılarıyla, ülkemizin siyasi başkenti olma yanında, kültür ve sanat alanlarında da adeta bir başkent işlevi görmüştür. Uzun yıllar boyunca üniversiteleriyle, fakülteleri, enstitüleri, orkestralarıyla, atölyeleri, tiyatroları, müzeleriyle, galerileriyle adeta büyük bir kültür sanat laboratuarı olarak işlev görmüştür Ankara... Öyle bir laboratuar ki, kültür ve sanat alanlarına ilişkin ilkler önce Ankara’da sahnelenmiş, peşi sıra Anadolu’nun en ücra noktalarına kadar taşınmıştır. Ancak, Başkent Ankara son dönemlerde ne yazık ki kültür sanat başkenti olma niteliğini önemli ölçüde kaybetmiştir. Ve bu kaybetme süreci sancılı bir şekilde halen devam etmektedir… 


Gerilemenin bir nedeni İstanbul’un 1980 sonrası dönemde yazılı ve görsel basının merkezi olma işlevini sağlamlaştırmasıdır. Son 30 yılda başta özel TV kanalları olmak üzere medya endüstrisinin tüm bileşenlerinin İstanbul odaklı kurulması, İstanbul’un medya sektöründe üstünlüğü, tartışmasız şekilde ele geçirmesine neden olmuştur. Bir yönüyle Anadolu’nun da sesi olarak tarif edebileceğimiz Ankara basınının merkezi “Rüzgârlı Sokak”, Babı Ali’ye karşı bir daha doğrulup karşısına çıkamayacak derecede mağlup olmuştur. Ankara basınının kaybetmesi, bir bakıma Ankara’daki kültür sanat dünyasını da yetim bırakmıştır.

Ankara’nın kültür sanat alanlarında gerilemesinin ikinci nedeni de İstanbul’un tüm alanlarda sermayenin de merkezi olma özelliğini kat be kat güçlendirerek artırmasıdır. Başkent Ankara ise, başkentlik fonksiyonları gereği öteden beri kamu ağırlıklı bir ekonomiye sahip olmuştur. 1980 sonrası dönemde kamunun ekonomideki ağırlığının azalması Ankara'yı da olumsuz yönde etkilemiştir. Bununla birlikte bugün küresel ölçekte iş yapma kapasitesine sahip çok sayıda özel sektör kuruluşunun da Ankara doğumlu olduğunu belirtmemiz gerekir. Ancak, inşaat ve savunma sanayi gibi birkaç sektör dışında faaliyet gösteren Ankara kökenli özel sektör kuruluşlarının ana eğilimi, biraz palazlandıktan sonra ölçek büyütmek amacıyla İstanbul’a taşınmak olmuştur. Nitekim Ankara, çok sayıda sektörde kendi bünyesinden çıkan firmaları dahi tutamamıştır. İstanbul’a taşınan her firma Ankara’nın ekonomik pastasından bir dilim daha eksiltirken, İstanbul’un pastasının büyümesini ve sermaye gücünün artmasını sağlamıştır.

Cabası, son dönemlerde kamu bankalarını ve düzenleyici finans kurumlarını Ankara’dan taşıma işlemleriyle İstanbul’un sermayenin merkezi, daha resmi tanımıyla “finans merkezi” olma işlevi daha da güçlenmektedir. Ankara’nın ekonomik olarak taban kaybetmesi, haliyle, kültür ve sanat alanlarında da karşılığını bulmaktadır. Eğer “medya tanıtımı ve desteğinin olmaması kültür sanat faaliyetlerinin yetim kalmasına neden olmuştur” değerlendirmemiz doğru ise, “sermaye desteğinin olmaması da öksüz kalması” anlamını taşıyacağını ifade etmemiz sanırım bir o kadar doğru olacaktır. Örneğin, kültür sanat faaliyetlerini destekleyecek, bu tarz girişimlere sponsor olacak özel sektör kuruluşları Ankara’da bir elin parmaklarına ulaşamazken, İstanbul’da tek başına TÜSİAD üyeleri bile himayelerinde yürüttükleri kültür sanat faaliyetleri ile İstanbul’u ulusalın ötesinde uluslar arası ölçekte hareketli bir kültür sanat merkezi niteliğine taşımıştır. Bugün İstanbul, medya ve sermayenin verdiği özgüvenle, kültür sanat alanlarında küresel ölçekte oyun oynayacak bir aktör durumuna gelmiştir.

Kültür ve sanat faaliyetlerinin gelişmesi açısından biri “su”, diğeri “güneş” kadar elzem olan “sermaye” ve “medya”nın İstanbul’da yoğunlaşması, haliyle kültür ve sanat dünyasının da koşar adımlarla İstanbul’a taşınmasını beraberinde getirmiştir. Bundan en çok muzdarip olanlar da “cüzdan” ile “vicdan” arasında sıkışan Ankaralı sanatçılar olmuştur. Çoğunlukla da cüzdan ağır basmıştır.

Bir yandan İstanbul’a taşınan Ankaralı sanatçılar, diğer yandan da gidenlerin arkasından bakanların son dönemlerde yaygınlık kazanan bir değerlendirmesi de “Ankara’nın taşralaşması”dır… Ankara’nın taşralaştığı yargısını besleyen çok sayıda boyut bulunmaktadır ve bu nedenle başka bir yazımızın konusu olacaktır. Bununla birlikte konuyu geçmeden, taşralaşma konusuyla doğrudan ilgili “Ankaralı …” unvanlı piyasa sanatçıları konusuna değinmemiz sanırım yerinde olacaktır. Zira bir yandan Ankara’daki kültür sanat kurumlarında sanat terbiyesi içinde yetişmiş “mektepli” sanatçılar Ankara’dan giderken, eşanlı olarak da hiçbir sanat eğitimi olmadan popüler kültür ve müzik endüstrisi tarafından tüketime sunulan “Ankaralı …” unvanlı, “alaylı” piyasa aktörleri de her gün çoğalmaktadır. İsimlerinin başına taşıdıkları “Ankaralı” unvanı ile adeta “hırtlıkla” ifade edilebilecek müzik tarzları, argo sözleri ve eylemleri birleşince, Ankara’nın taşralaştığına yönelik yargıları destekleyen bir olumsuz gelişme olarak tek başına bile yeterli olmaktadır.

Yukarıdaki her iki gelişme de piyasa dinamiklerinin ve aktörlerinin belirlediği birer sonuçtur. Piyasa, özel sektör, hür teşebbüs, ekonomik akıl, paranın ve sermayenin tercihleri, kümelenme, yoğunlaşma, ortam, âlem, kar, bol kazanç, dünyaya açılma, karşılaştırmalı üstünlükler gibi piyasa ekonomisine atıfla irdeleyebileceğimiz olgu ve süreçler Ankara’nın ve bir bütün olarak Anadolu’nun aleyhine İstanbul’un kültür sanat kefesini yere değdirmiştir. Evet, her iki süreç de kamunun minimalize edildiği, diğer yandan özel sektörün hareket alanının genişletildiği bir piyasa ekonomisi ortamının sonuçları olmuştur. Oysa Ankara’nın kültür ve sanat alanında gerilemesinin bir de “kamu boyutu” vardır.

Kamu sektörünü ilgilendiren üçüncü neden de, kamunun kültür sanat yatımlarının Ankara’da süreç içerisinde azalmasıdır. Zira Cumhuriyet’in ilk yirmi yılında Ankara’da kurulan zengin kültür-sanat altyapısı, devletin ve yerel yönetimlerin, genç başkenti saygın bir başkent yapma heyecanıyla sergiledikleri çaba, azim ve titizliğin sonucudur. İzleyen dönemlerde idarenin Ankara’ya yönelik heyecanının azalması, zamanla kamunun kültür ve sanat yatırımlarının da hız kesmesini beraberinde getirmiştir. Ek olarak mevcut altyapı bir yandan eskirken, diğer taraftan da etkin bir şekilde kullanılamaması Ankara’da kültür sanat faaliyetlerinin sönükleşmesi sürecini hızlandırmıştır. Bugün geldiğimiz aşamada Başkent Ankara’nın kültür sanat altyapısında önemli ölçüde yetersizlikler yanında, ciddi eksiklikler olduğu görülmektedir. İzleyen yazıda bu eksikliklerin bir bölümünü ele alacağız.

Ankara’nın kültür sanat alanlarında gerilemesine ilişkin nedenler uzatılabilir… Ancak, tüm bunların üzerinde temel neden ise, yarım yüzyılı aşkın bir süredir hem merkezi idarenin, hem de farklı ölçekteki yerel idarelerin bir “Başkent Ankara” politikasının, bilincinin ve duyarlılığının olmamasıdır. Öyle ki, hem genel idare, hem de yerel idare tarafından Türkiye Cumhuriyeti’nin Başkenti Ankara, 81 vilayetten her hangi birisi olarak görülmektedir. Bir de bunun üzerine neredeyse beş milyona yaklaşan Ankara nüfusunda, başkentlilik, Ankaralılık, hemşerilik ve şehrine sahip çıkma bilincinin gelişmemişliği eklenince, Ankara birçok alanda olduğu gibi kültür sanat alanlarında da kurumaya terk edilmiş bir ağaç görünümüne bürünmektedir…

Tüm bu olumsuz tabloya rağmen, Başkentliler olarak, Ankaralılar olarak tabi ki hemen karamsarlığa kapılmamamız gerekir. Zira yaşanan tüm bu olumsuzluklara rağmen, Ankara halen kültür sanat alanında önemli bir potansiyeli bünyesinde barındırmaktadır. Yeter ki bu potansiyel fark edilsin, kuvveden fiile geçilsin ve doğru bir politika ve projeler setiyle üzerine yenileri eklensin. Ankara derhal kendini toparlayacak kudrete ve enerjiye sahiptir…

Bu yazıyı tamamlamadan önemli bir konunun altını kalın çizgilerle çizmekte yarar görüyorum. Unutulmamalıdır ki tüm dünyada “başkentler ülkelerinin vitrini durumundadır” ve o ülkelere ait tüm seçkin güzellikler, temsile şayan özgünlükler ve o ülkelerin kimliğini oluşturan kültür ve sanat değerleri öncelikle başkentlerde sergilenir. Bu nedenle Başkent Ankara’nın kültür sanat altyapısı özel bir politika çerçevesinde ele alınmalı ve Ankaramız 21. yüzyılda yükselen bir değer olan Türkiye’yi her bakımdan temsil eder bir dünya başkenti niteliğine kavuşturulmalıdır.

İzleyen yazıda çeşitli politika önerilerine yoğunlaşarak kültür sanat konusunu işlemeye devam edeceğim.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner274

banner283