banner266

Kadim zamanlardan sonra, Cumhuriyet modernitesine açılan pencereden bütün bulvar, cadde, sokak ve diğer kent organlarının resmî adlarının gelişigüzel verilmesi bugünkü “Büyükşehir Belediyesi”nin selefi olan “Ankara Şehremaneti”nin kurulmasıyla başlar. O günden bugüne, bitmez-tükenmez bir yap-bozla da keyfilik sürer gider... Oysa bulvar ve caddelerin de, ana arterlere açılan sokakların da isimleri temsil ettiklerinin kimliği, işlevi, tarihi ve sosyolojisiyle ilişkili olmak durumundadır. Zira, “Şehircilik” ya da daha dar anlamıyla “Şehremaneti hizmeti görmek” kente ve kentlilere sadece çöp, su ve itfaiye benzeri hizmetleri vermek değil, şehrin her köşesini temsil yeteneği en yüksek isimlerle dekore etmek sanatıdır da...

Somut, yaşamınızın içinde bir var olan ya da yaşanılarak soyutlaşmış kuşaklararası ortak bir hafızayla örtüşmekte midir sokağınızın köşesindeki tabelada yazılı olan... İşte tam da bu diyeceğiniz türden yerinde olanları da vardır, tabelada yılışık bir ifadeyle sırıtanları da... Bazı yer isimleri o kadar kökleşmiştir ki, yenisi ile değiştirilmek üzere tabelası söküldüğünde yüreğinizi de sökerler... İsim değiştirmeler bazen öylesine rahatsız edicidir ki yeni ad yerine oturmaz, söylemeye diliniz varmaz, boğazınızda düğümlenir. Daha kötüsü, kökü, kimliği bir tarafa atılmış, adı ile yaşanmışlıklar arasındaki bağı koparılmış, o gönül köprüsü yıkılmıştır artık. Varsa -ki mutlaka ve çok sayıda vardır- hikâyeleri silinir. Geçmişte sindire sindire yaşamış olduğunuz o yer, artık zihninizde bir “tabula rasa”ya dönüşmeye başlamıştır...

Neyse ki, “Rüzgârlı Sokak”, Şehremaneti’nden bu yana Ankara’daki tabela değiştirme heyelanlarının kısmen dışında kalmıştır. Bununla birlikte, kurumlarını, değerlerini, varlıklarını, ekonomik tanımıyla çeşitli alanlardaki karşılaştırmalı üstünlüklerini birer birer kaybetmeye alışık olan Başkent Ankara için Rüzgârlı Sokak, yine trajik bir kaybetme hikâyesinin örneğidir. Zira, Rüzgârlı Sokak, Cumhuriyet Döneminin başlarından itibaren şehrin bu köşesinde kümelenerek büyüyen ancak 1970’li yıllarda önce sönükleşen, sonra da tamamen yitirilen “Tarihi Ankara Basını”nın “tabela”sında, dilim varmıyor ama “mezar taşında” yazılı olandır.

Nerededir Rüzgârlı Sokak? Ulus Meydanı’ndan, kadim Çankırıkapı’ya doğru, Cumhuriyet Başkenti’nin Müdafaa-i Hukuk Caddesi’ne (Çankırı Caddesi) hareketlendiğinizde, hemen sol tarafta, ucunu caddeye vermiş, hafif bir kavis alıp uzayıp giden ve öteki ucunu Akköprü Caddesi’nde (İstanbul Caddesi) bulan sokağın adıdır. Sokak çok eski yıllardan beri bu adı taşıyor. Öyle ki, Ankara’daki yer isimleri repertuarı için oldukça uzak bir tarih olan 1930’lu yılların kent planlarında sokağın adı “Rüzgârlı Sokak” olarak yazılıdır. Gelgelelim 1960’ların başında yapılan bir değişiklikle sokağın adı “Şinasi Sokak” oluveriyor. Neyse ki bu durum uzun sürmüyor, sokağımız yine önceki adına avdet ediyor. Yine de bu ad değişikliği ızdırap, hüzün verici türden, yaşamımızda hatırlanmak istenmeyen bir ad değişikliği değildir. Rüzgârlı’nın Şinasi olması, Ankara’mızın bu “özel” sokağının o dönemki işleviyle oldukça uyumludur. Nadiren de olsa zarf ile mazruf tutturulmuştur. Zira, o dönemlerde Ankara basınının kalbi olan bu sokağa Türk basın tarihinin büyük ismi Gazeteci Şinasi Efendi’nin adı verilmiştir. Keşke, o dönemlerde sokağın bir yerinde Şinasi Efendi’nin bir de heykeli dikilmiş olsaydı. Geçmişte olmadıysa bile, bugün neden olmasın?

Bir zamanlar Rüzgârlı Sokak, Ankara gazetelerine, irili ufaklı basımevlerine ev sahipliği yapan bir sokaktı. Sokakta ayrıca küçük oteller, barlar, aşevleri, tamirhaneler, daha pek çok değişik türden iş yerleri vardı. Sonraki yıllarda vergi dairesi, idare mahkemeleri vs. gelip yerleştiler. Şimdi ise çok değişik bir hâldedir. Eskiden Ulus’ta oradaydı... Son Telgraf’ın, Hâkimiyet’in, Adalet’in idarehaneleri de... İstanbul’un Hürriyet’inin fiyakalı basımevi de... Ankara gazeteleri, öyle çok tirajlı, çok satan gazeteler değildiler. Şık baskılı, renkli, bol sayfalı gazeteler de olmadılar. Ankara gibi, Ankaralılar gibi mütevazıydi Ankara basını. Hurufatı bozuk, fotoğraf altı yanlış yazılmış da olabilirlerdi. Ama bizim, yani Ankaralıların, yani Başkentimizin gazeteleriydi onlar. Bir gün önce Ankara’da ne olup ne bitmiş, onlardan öğrenilirdi. Tabarin Bar’da kavga mı çıkmış? Tuhafiyeci David’de ucuzluk mu varmış? Yeni Sinema’ya Gary Cooper’ın oynadığı film mi gelmiş? Adliye’deki duruşmalar, karakollardaki didişmeler, Vali Bey’in Belediye Hali’ni ziyareti, daha milyonlarca Ankara satırı, Rüzgârlı Sokak gazetelerinin sayfalarından aktarılırdı hemşerilere. Bu arada meraklıları için şunu söylemek yanlış olmaz: “Ankara’mızın geçmiş zamanının tarihe dönüştürülmeye hazır bütün bilgi hazinesi bu gazetelerimizin sararmış sayfalarında define avcılarını beklemektedir...”

Oysa şimdi, Rüzgârlı Sokak bir başka türlüdür. Rüzgârlı Sokak’ta habere koşan gazeteciler yoktur artık... Yazıhanelerden daktilo, matbaalardan baskı sesleri kesilmiştir... Bir zamanlar tıkır tıkır çalışan “Ankara Basını” denilen ve bir nevi “kent hafızası” olarak da işlev gören organa giden damarlar tıkanmıştır. Ankara gazeteleri ve bu gazetelere kucak açan Rüzgârlı Sokak, Şinasi Efendi’nin mirasçılarına ait değildir artık. Kaldı ki, Ankara’nın gazetesi de kalmamıştır bugün... Ve Rüzgârlı Sokak gazeteleri, yaşanmışlığıyla sadece bir-iki kuşağın “özel” insanlarının hafızalarına kayıtlıdır. Rüzgârlı Sokak hikâyeleri, biraz da kitaplarda, yazılarda, filmlerdedir. En kısa ifadeyle artık “tarihtir”.

Özetle, Cumhuriyet döneminin başlarından itibaren adeta Ankara’nın “Bab-ı Ali”si olan Rüzgârlı Sokak, gazete bürolarından matbaalara, eğlence yerlerinden lokantalara kadar Türk basınının ve haliyle demokrasi tarihimizin önemli bir mekânı olarak öne çıkmış, fakat 1970’li ve özellikle 1980’li yıllar sonrasında hızla gerileyerek bu özelliğini yitirmiştir. Rüzgârlı Sokak aynı zamanda yetiştirdiği çok sayıda basın mensubuyla adeta bir basın okulu olarak da işlev görmüş, Türk basınına ve Ülkemize bu yönüyle de hizmet etmiştir. Rüzgârlı, Başkent Ankara’nın sessiz sedasızca elinden kaybettiği, sahipsizlikten yabana teslim ettiği “sarı öküz” olmuştur adeta… Ankara Rüzgarlı’yı, yani “Ankara Basını”nı kaybedince, gerisi çorap söküğü gibi gelmiştir sonrasında… Ve o zamandan bu zamana Ankara kronik “kaybeden şehir” unvanını, her kendisinden koparılan parçasında egale etmektedir…


Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner274

banner283